Ana Sayfa » Drama » Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) 2013

Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) 2013

En sevdiğim yönetmenlerden biri olan Wes Anderson beklentimi yine boşa çıkarmadı ve müthiş bir yapımla geldi.
Anderson, klasik film severlerin yanaşmadığı yönetmenlerden biri. Ancak The Royal Tenenbaums filmini izlediğimden beri; masalsı anlatımının içine sıkıştırdığı sade ve absürd tezatlığı beni büyülüyor.

image

Büyük Budapeşte Oteli katmanlı bir film. Üç farklı zaman dilimi barındırıyor. Bu, aynı zamanda senaryonun perspektifini arttırıyor ve tek tek ele alınabilecek imge bolluğu yaratıyor.

image

Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın karısıyla birlikte, Birinci ve Ikinci Dünya Savaşı arasında kalan buhran döneminde intihar etmesi bu film için çıkış noktası oluyor. Yazarın karamsar ve ruhsal tahribat barındıran çalışmalarının etkisi altında senaryo şekilleniyor. Mizahi hatta absürd komedi denebilecek tarzına rağmen dram ve gerilim de oldukça dozunda işleniyor. Böylelikle Anderson bizi kendi dilinden ve gözünden uzaklaştırmıyor.

image

Film için kurmaca bir ülke olan Zubrawka Cumhuriyeti inşa ediliyor. Ve ülkenin dünyaca ünlü olan oteli Grand Budapest filmin merkezine yerleşiyor.
Hikaye, tahmin ettiğimiz kadarı ile günümüzde başlıyor. Filmin ilk katmanı burası. Ve yazarımız geçmişi, gençliğini hatırlayıp anlatmaya başlıyor. Burada yazar rolünde Tom Wilkinson’u görüyoruz. Hikayenin ikinci kısmına geçtiğimizde ise yazarın genç halini Jude Law canlandırıyor. Yazarımız kaldığı otelin hikayesini merak ediyor ve sahibinden dinlemeye başlıyor. Otelinin hikayesini anlatan Mr. Moustafa ( nam-ı diğer Zero ) rolünde F. Murray Abraham var. Otelin hikayesi, savaşların Avrupa’yı kasıp kavurduğu bir dönemde başlıyor. O dönemde otel de en şaşalı dönemini yaşıyor. Otelin bu ününü konsiyerj görevlisi olan Gustave H.’ye borçlu olduğunu görüyoruz. Çünkü Gustave tüm konukları, onların zevkleri doğrultusunda ağırlamak konusunda takıntılı bir adam ve bunu çok iyi başarıyor. Müşterilerine “her konuda!” hizmet veren Gustave H. kendisine bu kişilerden biri tarafından bırakılan miras sonrası trajikomik olayların içinde buluyor kendini. Ve tüm olaylar gerçekleşirken biz, yanında Mr. Moustafa’nın genç halini görüyoruz ve böylelikle de filmin üçüncü ve en derin, en uzun katmanına geçmiş oluyoruz. Mustafa’nın gençliğini canlandıran Tony Revoleri en önemli karakterlerden birine hayat verirken çok başarılı bir performans ortaya koyuyor ve kendisini daha çok izleyebileceğimizin sinyallerini de veriyor.

image

Eşcinsel bir baş karakter ve militerist düzene dokunduran havasının dışında duygusal yönünü hep geri planda tutuyor film. Bir savaş filmi ya da savaşın getirdiği etkilerle ortaya çıkan bir dram filmi olmadığının üstüne basıyor.

image

Ralph Fiennes canlandırdığı Gustave H. karakteri ile tabir yerindeyse döktürüyor. Tilda Swinton çok kısa bir rolde görünüp resmen ağzımıza bal çalıyor. Ve filmdeki diğer rollerde pek tabi Anderson’un vazgeçilmez kadrosunu görüyoruz.Adrien Brody ( kendisine çok yakışan bir roldeydi kesinlikle ), Bill Murray, Owen Wilson, Jason Schwartzman, Edward Norton , Williem Dafoe (gözleriyle bile oynuyor), Harvey Keitel, Jeff Goldblum, Lea Seydoux, Saoirse Ronan ufak ufak rollerde karşımıza çıkıyorlar. Ve böyle yıldızlı bir kadro içinde de seyirciye keşke demek kalmıyor.

image

Filmin müzikleri Alexandre Desplant’ın harika bestelerinden oluşuyor ve mest ediyor.

Ez cümle; film yönetmeni, senaryosu, atmosferi, oyuncu kadrosu ve müzikleri ile benim için izlediğim en iyi filmler arasına gelip yerleşti. Ve Wes Anderson kendine has sinema diliyle kendini tekrar etmediğini göstererek yeni bir masal dünyasının kapılarını araladı.

Iyi seyirler!

Bir de Buna Bakalım

Netflix’in İkinci Türk Dizisi Hamlesi Beren Saat’li Atiye Oldu

Hakan: Muhafız ile ilgili başarıdan memnun olan Netflix , ikinci bir Türk dizisini daha ekranlara …

Bir Cevap Yazın