Ana Sayfa » Drama » Bitmesin Dedirten Dizi, True Detective

Bitmesin Dedirten Dizi, True Detective

True Detective, bu yılın başında Amerika’da gösterime giren polisiye bir dizi. HBO ne yaparsa izlenir düşüncesindeyseniz, bir kez daha yanılmadığınızı göreceksiniz.

Louisiana Cinayet Masası’nda görevli iki ortak dedektifin peşinde oldukları bir seri katil hikayesini, günümüzden 17 yıl önceye flashback ile giderek izliyoruz. İzledikçe olayın bir dava çözümü olmaktan daha öte olduğu görülüyor. Önce sadece katili merak ederken daha sonra dizinin içindeki felsefenin de etkisiyle kahramanların hayatlarının detaylarını merak ediyor (ya da ettiriliyor) ve şiddetin insan-toplum hayatı üzerindeki etkilerini katman katman görüyoruz.

Dizinin başrollerinde Matthew McConaughey ve Woody Harrelson gibi iki önemli isim var. Özellikle McConaughey son dönemlerde büyük bir yükseliş yaşıyor ve Harrelson ile birlikte tabir yerindeyse döktürüyorlar.

 

image

Dizi için seçilen Louisiana bölgesi ise dizinin sahip olduğu gizemli ve mistik havayı çok iyi besliyor. (Ki aynı etkiyi True Blood dizisi de yaşatıyor.)

image

Polisiyenin sadece aksiyondan ibaret olmadığını; gerilimin, edebiyatın ve felsefenin de onu besleyeceğini gösteren bir senaryo ve kurgu ortaya çıkarılmış. Izlemenin yanına bir süre sonra diziyi okumayı da ekliyoruz çünkü diyaloglar ve monologlar bir süre durup düşündürecek kadar akılcı, içi dolu ve başarılı yazılmış.

“Ölüm, yok edeceği şeyleri yetiştirmek için zamanı yarattı.” / “Zaman düz bir çemberdir ve her şey tekrarlanır.”

Dizi, sezonluk oyuncu kadrosu ve hikayelerle çekilme kararıyla başlamış. Son anda bir değişikliğe gidilmezse, 8 bölümlük ilk sezondan sonra yeni karakterler ve konular bizi bekliyor olacak.

Bir de Buna Bakalım

La Casa De Papel 19 Temmuz’da Ekranlara Dönüyor

Alex Pina’nın yaratıcısı olduğu İspanyol dizisi , Netflix bünyesine dahil olmasıyla birlikte bir anda tüm …

7 yorum

  1. Ben daha jenerikte kaldım. O ne müzik, o ne girizgah! Ana karakterin ruh hali müthiş! Atmosfer müthiş! Yalnız dizi çok durağan, boş vakti olmayan izlemesin 🙂

    • Iyi bir müziğin etkisi asla yadsınamaz! (. Ben, dizideki durağanlığın biraz da merakı beslediğini düşünüyorum. Sanki karakterler ağırdan aldıkça; biz bir sonraki adımı, sonucu daha heyecanla bekledik gibi. Ve tabi ki atmosferin arkasındaki eyalet; Louisiana! Başlı başına gizem…
      Teşekkürler! (:

  2. Selam. Durağanlıkla ilgili kısım, espiriydi. (: Sezonu bitirdim… Dizi hakkında “durağan”, “sıkıcı”, “finali hiç de şaşırtıcı değil” gibi eleştiriler okudum. Durağan filmlere tahammülü olmayanlar tatmin olmak için Jake Jan filmleri izleyebilirler. Finalin bizi şaşırtması mı gerekiyordu? Şok edici bir kapanış beklentisi neden? Bence final bölümü de dizinin genel akışına uygundu. Bu konuda da tatmin sorunu yaşayanlar gençlik parklarında eminim heyecan dolu dakikalar geçireceklerdir. Tereddütsüz söylüyorum ki, şimdiye kadar izlediğim en iyi dizidir zannımca. Jenerikten başlayıp kapanış şarkısına kadar öyledir hem de. Walter White dahil dizi ana karakterleri arasında da, en iyisidir Cohle Rust. Ve izlediğim en derin dizi karakteri… (Ki bu yapım aslında ne dizidir ne de film.) “Polisiye” çapının çok ötesinde bir yapım olmuş. Çünkü katil-polis kovalamacası burada önemsiz. Şok final peşinde değil bu yapım. Çünkü Rust’ın bakışına uygun olarak diyebiliriz ki, hayat zaten hep aynı hayat, tekrar eden… Yaşananlar birbirine benzer. Hayat sıkıcıdır. Bu sebeple olay kurgusu sıradanlık dışında bir şey vaadetmedi ilk bölümünden beri. Asıl mesele diyaloglar (monolog yok. Enteresan! -örneğin kendiyle baş başa kalmış bir Rust göremedik, gizli kaldı.), ilişkiler, bağlantılar, manzaralar, müzikler, bakışlar… Yani katil-polis ikilemi bunca şeyin yanında önemsizdir. Bir kabuktur, bir maskedir olsa olsa. Rust nasıl bir karakterdir? “Çok anlaşılmaz” mı? Dediği her şeyi çok iyi anladığımı, ve sözlerini yalnızca bir şiirin verdiği haz nedeniyle tekrar tekrar okunması gibi bir nedenle, o sözü ve söylendiği sahneyi görme keyfini bir kez daha yaşamak için geri sardığımı söyleyebilirim. Rust’ın içine tespit edebildiğim kadarıyla Cioran, Dante, Pessoa ve Kafka kaçmış. Rust’ın kullandığı hapların vesile olduğu ama aslında kendi kişiselliğinde kurduğu fantazma her an karşımıza çıkmasına rağmen, ortak kanı dizinin çok gerçekçi olduğu! (dizi şunu sorduruyor: gerçek nedir?) Ve bir ayrıntı: klişe bir şekilde kahramanımız başına gelen kötü bir olay (çocuğunun ölümü) sonucunda bu olağanüstü ruh haline bürünmüyor, hep böyleydim, diyor. Aksi olsaydı rahatlıkla tedavi edilmesi gereken, sorunlu bir tipden ibaret olacaktı. Ama bunun yerine “burada terapiye ihtiyacı olmayan tek kişi benim” diyebiliyor! Bunu ona dedirten, Nic Pizzolatto’nun farkındalığı olsa gerek. Neyin farkındalığı? Her şeyin. Daha çok şey var ama kesiyorum daha fazla yer işgal etmeyi. Aklıma takılan şu iki şey takıldı: 1) Rust neden Maggie’yi reddetmeyip onla ilişkiye girdi? 2) Finaldeki son bölümde, Rust’ın ışığın kazandığını söylemesi karakteriyle taban tabana zıt değil mi?

    • Öncelikle diyebilirim ki; yorumun yayınlanması konusunda bir süre düşündüm. Neden? Yoruma sebebiyet veren yazının yazanı (asla yazar değil) olarak, yaptığınız kritiğin kapsamı karşısında hasetlik yaşadım. Sonra geçti. Makul, insani duygulardan sıyrılmış olarak cevap vermeye hazırım. (.
      Çağın getirisi olan ve sıtkımı sıyıran 3 kavram var; tüketim, kanıksamak ve şükretmek. Her şeyi tüketen, tüm olumsuzlukları kanıksayan ve olumsuzluğun içinde gördüğü -iyi- olumsuzluk için bile şükreden bir insanlığın çağı… Hız istiyor insanlar. Kullandığı, gördüğü, giydiği, izlediği, dinlediği, yaşadığı şeylerin çabuk çabuk değişip yenilenmesini istiyor. Ki; bu isteği tatmin etmek adına çalışan büyük bir kesim olmasına rağmen verilenle de mutlu olunmayıp her şeyin değişmesini istiyor. Böyle bakıldığında da diziye getirilen tüm eleştiriler “normalleşiyor” malesef.
      Dizi için yaptığınız ne dizi ne film tanımına katılıyorum. Buna verebileceğim en yakın örnek sanırım edebiyattaki novellalar olur. Ve diziyi yazarken de bahsettiğim gibi; polisiye demek aksiyon demek değil benim gözümde. Akılcı ve sürükleyici bir senaryoyu beslemek için felsefeden, edebiyattan, bilimden kaçırmamak gerekiyor. True Detective de bunu bize ince ince verdi zaten. Mesela geçen gün, Yellow King adının King Robert Chambers’in 19. yy. başlarında çıkardığı toplu korku öykülerine verdiği isimden geldiğini öğrendim.
      En güzel tespitiniz de hayat ile dizinin finalini bağdaştıran kısım olmuş. Yaşamın bize sunduğu sıradanlığı izlemek… Aslında bu kadar korkunç, basit, umursamaz olduğumuzu görmek… Pek çok izleyeni rahatsız edenin de bu olduğunu düşünüyorum. Kimse olanı ya da kendini izlemek istemiyor ki. Tamamen bana bir yalan ver, hayal ver psikolojisi… Ve yine aynı tespitin devamında gelen, Rust’ın aslında tedaviye gerek duyacak durumda olmadığı gerçeği. Benim için final ne kadar temiz, gerçek ve yerli yerinde ise Rust karakteri de öyleydi.
      Rust ve Maggie arasında geçen ilişkinin önce bir yere varacağını düşünmedim değil. Ilişkinin devamlılığı ile ilgili değil de sanki Maggie’de ve ailesinde bir bit yeniği varmış hissiydi. Hatta Maggi’nin babası ve özellikle kızları ile bağlantılı olan bir kaç sahne ve diyalog da bunu kanıtlar gibiydi. Ancak oraya bağlanmadı. (: En basit ya da en ilkel şekliyle ele alırsak ; cinsel dürtü diyebilir miyiz? Rust karakterinin gerçekliğini, normalliğini, insani tarafını pekiştirmek ya da? Veya en amiyane haliyle “Beşer şaşar!” mı demeli?
      Finalde ışığın kazandığının söylenmesi ve bunu söyleyenin de dizinin en pesimist kişisi olması beni oldukça gülümsetti. Bana kalırsa oldukça iyi bir ironi sağlanmıştı. Ters köşe, sofistike, hadi canım! dedirten bir son bekleyenler için özellikle yazılmış olduğunu düşünüyorum.

      Dizi hakkındaki kritiğimizin birbirinden çok da uzak olmadığını gördüğüm için burada noktalıyorum ben de. Tabi ki dizinin finalindeki muhteşem parça eşliğinde…
      The Hat – The Angry River (:

      Selam ola!

  3. Selam bayan. Belli ki gönderdiğim mailin muhatabı sizsiniz. Bloguma bakıp, güzel yazı aferin gibisinden yorum yazmak yerine, sitemize uygun değilsiniz filan diye yazsaydınız daha iyi olurdu. Zaten ben de kendimi bir bir şeyler yazmak, sinema eleştirisi yapmak konusunda yetkin görmüyorum. Tecrübesizim. Ama yazabileceğimi düşündüm. Haliyle bu konuda yetkin birilerine yeşil ışık yakmayı seçmeniz doğaldır. Ama doğrudan bir yanıt verseydiniz iyi olurdu.

    • Ben site yöneticisi değilim. Bu yüzden; site için yazarlık onayı veremiyorum. Mail henüz değerlendirilmemiş. Konuyu ileteceğim yeniden. Bu kadar fevri cümleleri hak ettiğimi düşünmüyorum. Yine de ilginize teşekkürler. İyi geceler.

    • M. Deniz Akgül

      Merhabalar, kusura bakmayın site düzenlemelerinden gecikmeli de olsa yazarlık davetiniz gönderildi, ilginize çok teşekkür ederiz, sinemasever herkes sitemizde yazılarını paylaşabilir, aramıza hoş geldiniz.

Bir Cevap Yazın