Son Dakika!
Ana Sayfa » Belgesel » Samsara (2011)

Samsara (2011)

Kendini evrenin en önemli canlısı olarak gören; ben olmasam dunya dönüşünü neden tamamlasın ki diye düşünen insanoğluna, kendini hiç gibi hissettiren bir yapım Samsara. Bildigimiz anlamda bir belgesel değil; bir sinema yolculuğu.

Zıtlıklar üzerine kurulmuş bir anlatım. Doğum, ölüm, gündüz, gece, kaos, kozmoz, yasam ve hatta reankarnasyon…

Samsaranın da kelime olarak Sanskritçe’de doğanın sonsuz döngüsü anlamına geldigi düşünülürse; filmde insanlığı doğaya bağlayan yasam döngüsünün gorsel yansımasını daha iyi kavrıyoruz.

Beş yılı aşkın bir sürede, 25 ayrı ülkede çekilen Samsara; insanlar icin kutsal olan topraklardan, sanayileşmenin en yogun görüldüğü alanlara kadar geniş bir coğrafya ve birçok degisik yasam seklini kapsıyor. Dunyanın çeşitli yerlerinde yaşayan, sosyo-ekonomik yapıları ve inançları birbirinden farklı insan topluluklarının umut etme biçimleri kadar korku ve isteklerinin de benzer olduğunun altını çiziyor. İnsanın dünyadaki varlığının, maneviyatının anlaşılmaz derinliklerini sunmaya çalışıyor.

İzlerken, sanayinin ve kapitalizmin gelip dayandığı çıkmazı görüyoruz. Fakat insanlığın vardığı bu çıkmazın kurtarıcısı olarak inancın gösterilmesi insanı biraz huzursuz ediyor. Huzurun tamamen dini ( her ne olursa ) ibadethanelerde olduğu vurgusu, yönetmenin; yorumsuz kalmaya çalıştım dediği açıklamalarını bana göre çürütüyor.

Filmde atmosferi sağlayan ögeler karakter ve diyaloglar yerine; doğa, renkler, kültürler ve dinler. Bu da saf bir seyir keyfi yaratıyor. Aynı zamanda izleyiciye izlerken bile düşünme olanağı sağlıyor. Biz de bu arada hayvan katliamları, silahlanma, tüketim toplumu olma, dünyadaki para döngüsü, topluluk kavramının giderek bireyselleşmesi gibi sorular üzerine kafa yoruyoruz.

Film bizi dunyanın düzeninin bozulduğuna doğru bir finale taşırken; sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gittiğimizi fark etmek de uzun sürmüyor. Çünkü; döngü sadece doğa icin geçerli. Ancak insanoğlu icin mevcut tek bir son var; ölüm.

Belgeselin yönetmen koltuğunda Ron Fricke oturuyor. Kendisi bakışa ve görselliğe önem verdigi kadar; zamanın da göreceli olmadıgını savunuyor. Onun icin zaman yalnızca algıyı yöneten bir arac. Bu yüzden de filmlerinde bir telaş ya da konuyu hızlıca toparlama hali görülmüyor. Ayrıca kullandığı 70 mm’lik analog kamera sayesinde, bizi seyrederken hipnotize edici bir etki icinde bırakıyor.

Samsara’yı bir belgesel veya film olmaktan ziyade insanın kendisiyle ve insanlıkla yüzleşmesi, imtihanı olarak görüyor ve şiddetle tavsiye ediyorum.

İyi seyirler!

 

Seda Yıldız

Seda Yıldız

' Sinema, erkek bakış açısıyla yazılmış kadın tarihidir. ' / Godard
Seda Yıldız

Bir de Buna Bakalım

Dizi Tavsiye: Marcella

The Bridge / Bron-Broen dizisinin yaratıcısı Hans Rosenfeldt’in yazarlık, yönetmenlik ve yapımcılık olarak elinden çıkan …

Bir Yorum

  1. ” Üzerinde bulunduğumuz enlemdeki her şey Dünya’nın kendi çevresinde dönüşü nedeniyle saniyede yaklaşık 350 metrelik bir hızla hareket ediyor. Dünya, Güneş’in çevresinde saniyede yaklaşık 30 kilometrelik bir hızla, Güneş sistemi de Samanyolu galaksisinin merkezi çevresinde saniyede yaklaşık 200 kilometrelik bir hızla dönüyor. Samanyolu galaksisi, bir yandan galaksi merkezi çevresinde saniyede yaklaşık 270 kilometrelik bir hızla dönerken bir yandan da saniyede yaklaşık 600 kilometrelik bir hızla uzayda hareket ediyor.
    Yaşamak ilerlemek olamaz, diye düşünüyor Cemil, ama geride bırakmak olabilir. ” / Barış Bıçakçı – Sinek Isırıklarının Müellifi ( Görüntülerin hatırlattığı )

Bir Cevap Yazın