Son Dakika!
Ana Sayfa » Genel » Nolan’ın Batman Üçlemesi

Nolan’ın Batman Üçlemesi

   Hollywood’un toplumun beklentilerini belirleme gibi bir işlevi var. Bu işlevi sunarken de dev ekranların ilüzyonlarıyla toplumun sahiden de böyle beklentileri varmış gibi zannedilmesini sağlıyor. “Kahraman”larsa bu işin yegane araçları. Dara düştüğünde toplum, insan üstü vasıflarla donanmış kurtarıcı(lar) beklemek zorundaymış gibi bir algı yaratılıyor. Cristopher Nolan’ın Batman üçlemesi ise bu suni beklenti algısını bir adım öteye taşıyor: düzenin korunmasını sağlayan bir muhafızı (gardiyanı) kahramandan öte bir şahsiyet olarak sunuyor.

   Biz her gişe rekortmeni Hollywood filminde aslında hep aynı hikayeyi farklı biçimlerde izliyoruz. Sahne aynı sahne; oyun aynı oyun. Büyük Amerika idealinin toplumsal düzeni ne pahasına olursa olsun korunuyor, kutsanıyor. Düzene tehdit olan bir takım “kötü niyetli” kişiler ya da yapılar olarak düşmanlar bazı kötü niyetli zenginler, mafya, uzaylılar, teröristler, komünistler gibi kalıpların içinde veriliyor. “İyi niyetli” bir liberal olan Nolan, mevcut toplum düzenini savunurken bir yandan da sistemin açmazlarını belki istemeden gün yüzüne çıkarıyor.

   Batman’in muhafızı olduğu toplum düzeninin şehri olan Gotham, azınlık bir milyarder grubun tekelinde olan bir düzenle işliyor. Milyarder Bruce Wayne’in sahip olduğu şirket kazancını silah ticareti ve borsa spekülasyonlarından sağlıyor. Bu imkanları kötüye kullanmasına engel olan tek şey ise Bruce’un “iyi bir insan” olması! Babası Thomas Wayne şirket yönetimini başkalarına devretmiş, doktor olarak halk sağlığı adına çalışan yine iyilik timsali bir milyarder! (Gerçekte böyle bir milyarder biliyor musunuz?) Zenginliğini sırtlarından kazandığı Gotham halkı için minnet borcunu ödemek adına bir metro hattı yaptırmış. Ve bunun dışında yoksullara yardım amaçlı bazı vakıflara sahip. Yardım kuruluşları Adorno’nun da kapitalist düzen için sözünü ettiği gibi, adaletsizliği gidermeye değil onun sürdürülmesine aracılık ediyor Gotham’da da. Zenginler paranın tekelleri oldukça, çoğunluğu sömürerek yaşadıkça hiçbir yardımın kökten kalıcı bir yararı olmuyor halka. Bruce Batman kimliğini gizlemek adına zengin züppe rolünü oynuyor. Ama bütün bunlar sözüm ona halk yararına yapılan şeyler! Sömürdüğü halkın yararına…

    Üç filmde de Gotham’ın “düşmanlarına” dikkat edilmeli. İlki Ras’al Gul… Bruce’a bir adalet savaşçısı olmayı öğreten hocası bu adam. Ve Bruce’tan yozlaşmış olan Gotham şehrini topyekün ortadan kaldırmak için yardım istiyor. Bu tip aşırılıklarla Nolan düşmanların ne kadar da “kötü” ve “tehlikeli” olduklarını göstermeye çalışıyor. Aslındaysa, kötü ve tehlikeli olanın Gotham’ın vahşi kapitalist düzeni olduğunu, safdil iyilik betimlemeleriyle, örtbas etmeye çalışıyor. Ama belli ki Nolan bu kof ve içi boş “iyiliğe” inanıyor! Ve bu ısrarını serinin sonuna kadar sürdürüyor. Sonuçta Batman Begins’ta Bruce mevcut düzeninin “adaletini” korumak adına, hocasının “adaletine” karşı çıkıp onu öldürüyor.

   İkinci kötü karakterimiz Joker. The Dark Knight filminde Joker karakterinin Batman karakterinin önüne geçen bir icon haline gelmiş olmasına dikkat! “Bu medeni insanlar aç kaldıklarında birbirlerini yerler” diyen Joker, şehrin yozlaşmışlığına vurgu yapıyor. Ve Batman’i bağlı olduğu ahlaki yapılar nedeniyle eleştiriyor. “Ben kaosun elçisiyim” diyen Joker, şehre anarşizm getirerek kaos ortamı yaratıyor. The Dark Knight filminde Batman’a bir başka “iyi” karakter olan Harvey Dent eşlik ediyor. Batman’in aksine o kurallarını uygulamakla mükellef olduğu sistemin savcısı. Yine de Batman ve şehrin kuralları (yasaları) hiç çakışmıyor. Yani Batman ile şehrin yasaları-yöneticileri-avukatları-polisleri arasında danışıklı dövüş var denilebilir. Dent ise kurallar düzeni korumaya yetmediğinde bu danışıklı dövüşün geçerliliğini ispatlarcasına Batman’in “kanun dışı” yöntemlerini kullanmaya başlıyor. Gerçek kimliğini açıklaması için baskı altında olan Bruce’u “Batman benim” diyerek tutuklanmaktan kurtarıyor. Dent böyle diyerek yalan söylemiyor. Batman Dent, Gordan, Rachel ya da sistemi koruyacak herhangi biri olabilir. Çünkü ilk filmde bir sembol olarak belirlenen yarasa adamın kabuğu, içine düzeni savunan herkesin girmesine müsait bir ideal aynı zamanda. Büyük Amerika İdeali… Sonunda bizzat sistemin aracı olan Dent yine sistem tarafından çıkmaza giriyor. Sonuna kadar sürdürdüğü düzen savunuculuğu onun raydan çıkmasına neden oluyor. Bu çelişkiyi örtbas etmek için Gordon ve Batman işbirliği yapıyor ve Dent’in işlediği suçları Batman üstleniyor. Böylece kahraman Dent, düşmansa Batman oluyor. Bu yalan “şehrin iyiliği”, yani düzenin bekası adına söyleniyor. Filmin sonunda Gordon’ın sözünü ettiği gibi Batman Gotham’ın ihtiyacı olan değil hak ettiği bir kahraman. Gothom’ın koruyucu kara şovalyesi… Haliyle yine düzenin korunması adına yükü sırtlayan da kendisi oluyor. Joker’in dediği gibi “her şey plana göre olunca kimse paniklemiyor, plan berbat olsa bile…”

   The Dark Knight Rises’ta ise düşman bütün hatlarıyla ete kemiğe bürünen bir örgütün lideri olan Bane karakteri oluyor. (Zizek’in de bu filmle ilgili çok iyi bir yazısı var.) Joker’in aksine Bane Gotham’ın karşısına halk kitlesini örgütleyebilen bir karşı-lider olarak çıkıyor. Ve sistematik şekilde Gotham’ı ele geçirirken, ilk saldırısını Wall Street’e yapıyor. Nolan burada 2011 yılındaki Wall Street ayaklanmasına gönderme yapıyor. Fakat bu ayaklanma hiç şiddet içermeyip aksine şiddet görmesine rağmen, filmde şiddet yanlısı Bane karakteriyle aktarılıyor. Borsada çalışan bir kişi Bane’e “burada çalınacak para yok, sadece sayılar var” dediğinde Bane de ona, “çalınacak bir şey yoksa sizin burada ne işiniz var” diyor. Sayılar üzerinden spekülasyonlarla zenginlerin kasasını doldurduğu yerin kendince önemine vurgu yapmak isteyen Nolan, sonraki sahnede dışarıda bu saldırıyı başta önemsemeyen işçi ve memurlara bir karakter yoluyla seslenerek, “burayı korumazsanız yastık altındaki paralarınızın hiçbir değeri kalmayacak” diyor. Toplumun ekonomik düzeni zenginlerin daha çok kar yapmasına olanak sağlayan borsanın temelleri üzerine kurulu çünkü.

   Catwoman’ın Bruce’a filmin başlarındaki sözünü işitiyoruz: “bir fırtına yaklaşıyor, ve geldiğinde sen ve arkadaşların nasıl böyle lüks içinde yaşayıp geri kalanlara sadece kırıntılarınızı verdiğinizi düşüneceksiniz”. Özünde zengin elit bir sınıfın savunucusu olan Batman’a nafile bir ikaz bu.

   Bane şehri kontrol altına aldığında, Gotham’ın kontrolünün artık halka ait olduğunu, şehri gerçek sahiplerine verdiğini söylüyor. Haksız yere hapis yatanları serbest bırakıyor, halkı sömüren zengin sınıfın halk mahkemelerinde yargılanmasını sağlıyor. Ama bütün bunlar şiddete, kan dökmeye hevesli, durduk yere masum zenginlere kötü davranan bir örgüt ve lideri olarak sunuluyor izleyiciye. “Yönetim eğer halka teslim edilirse, bakın işte böyle korkunç şeyler yaşanır” diyor bir bakıma Nolan. Bir çocuğu açılmaması istenen bir kapıdan uzaklaştırmak için büyüklerin yaptığı korkutma yolundan farksız, gülünç bir yöntem bu.

   Örgütlü bir isyana liderlik eden Bane, savaşına inanmış bir aşık aynı zamanda. Şiddete meali biraz da bundan. Aşkı uğruna hiç düşünmeden ölüme gitmeye dünden razı. Ve öyle de olyor… Batman ise elbise değiştirir gibi sevgili değiştiriyor, rus balerinleri “satın alıyor”, birden çok kadınla birlikte oluyor. Ama bütün bunlar Gotham’ın iyiliği için! İlk filmden sonuncusuna kadar kadını nesne konumuna hapsetmekten öteye gitmiyor Bruce Wayne.

   Üçüncü filmin sonunda ise kendini halk için feda ediyor Bruce. Ama bu nasıl bir fedaysa, en sonda Alfred başka bir ülkede Bruce’u ailesiyle görüyor. Zizek bunu İsa’nın çarmıhtan kurtulup Hindistan dolaylarında huzur içinde yaşamaya devam ettiğini savunanların görüşüyle bağdaştırıyor. Mümkündür… Sonuçta sözde feda edilen Bruce Wayne oluyor, Batman değil. O kostümün içini dolduracak idealin düzenini savunacak bir başkasının bulunduğu daha film bitmeden müjdeleniyor. (Evangel, İncil, yani müjde, iyi haber!)

   Cristopher Nolan’ın sinema tekniğinin üst düzey olduğu ortada. Üçlemesi görsellik ve aksiyonu dorukta sunuyor izleyiciye. Ama bütün bu şaşalı seyirlik yapım, Nolan’ın savunduğu yapının iç yüzünü örtbas etmeye yetmiyor. Hatta bunu iyice gün yüzüne çıkarıyor. Bizlere, sözcülüğü yapılan idealin çelişkileriyle tüm ekonomik ve teknik imkanlarına rağmen baş edemeyen bir yapımı izlemek; Nolan ve Hollywood’a ise tahakküm altına aldığı kitlelerin sırtından para kazanıp şan ve şöhretlerini artırmak, düşüyor.

Kadir Demiryürek

İstanbul'da doğdu, Ankara'da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden mezun oldu. Toplumun onayladığı hiçbir vasfa sahip değil. Hiçbir yerde çalışmıyor.
Kadir Demiryürek

Latest posts by Kadir Demiryürek (see all)

Bir de Buna Bakalım

Atomic Blonde ve Bir Pazartesi Şarkısı

İyi desem iyi değil, kötü desem kötü değil filmlerden biri de Atomic Blonde oldu benim …

Bir Cevap Yazın