Son Dakika!
Ana Sayfa » Gerilim » Lanetli Kan: Masumiyetin Sonu (Stoker) 2013

Lanetli Kan: Masumiyetin Sonu (Stoker) 2013

Yönetmenliğini Park Chan-Wook’un yaptığı Stoker, bence 2013 yılının kayda değer filmlerinden biriydi.

Çok düşkün olduğu babasını bir trafik kazasında kaybeden India, duygusal anlamda dengesiz annesiyle başbaşa kalır. O güne kadar varlığından dahi haberdar olmadığı amcasının ortaya çıkması, onlarla birlikte yaşamaya başlaması ise anne-kız arasında zaten bir türlü kurulamayan dengeleri iyice alt üst eder. India bir süre sonra bu gizemli amcanın niyetini ve sırlarını çözmeye başlasa da, duyduğu his öfke duymak yerine aşık olmak olacaktır.

Film, Güney Kore’den Hollywood’a transfer olan yönetmenin ilk İngilizce filmi olma özelliğini de taşıyor. Hitchcockvari esintiler hissedilse de ( duş sahnesi, ölü kuşlar vs. ) Chan-Wook’un sanatsal dokunuşları ve kendine has anlatış şekli filmi özgün kalıplarda saklamaya yetiyor.

Az insan, kısıtlı mekan ile yaratılan gizem üzerinden işliyor film. Büyük bir arazi içinde yer alan ve diğer yerleşim yerlerinden uzak kalan ev, atmosferi oldukça içinden çıkılmaz halde tutmaya yetiyor.
İzlerken göze çarpan birçok metaforun ( örümcek, ayakkabı gibi ) malesef filmin sonunda bizi şaşırtan bir yere götürememesi en büyük handikaplardan biri olarak görülüyor. Ancak hepsinin de hikayeyi destekleyen bir tarafı olduğunu görüyoruz. Büyümenin ve gelişmenin ayakkabı ile anlatılması gibi örneğin.

Indie’nin düşük frekanslı sesleri duyabilme yeteneği ( babasıyla çıktığı av görüntüleriyle destekleniyor bu özellik ), amcasıyla arasında olan telepatik bağ, amcanın sanki doğaüstü güçleri varmış gibi yansıtılan çekimler filme fantastik bir hava da katıyor. Ve lakin bunun filmin esas konusuna olan etkisi bence tartışılır.

Popülerliğini, bir intikam üçlemesi olan Vengeance Trilogy’e borçlu olan yönetmen bu filmde de aynı öğeden pek uzakta durmuyor. Ana konu her ne kadar intikam olmasa da; hızlı bir anlatım ile bu da işleniyor.

Filmin senaryosu Prison Break dizisinden tanıyacağınız Wentworth Miller’a ait. Nicole Kidman, Mia Wasikowska ve Matthew Goode ise belki tartışmaya açık; ama bana göre imrendiren performansları ile filmi yükseltiyorlar, karakterlerin sosyopat eğilimlerini çok iyi yansıtıyorlar.

Ayrıca film için Clint Mansell’in eşsiz bestelerinin seçimi izlerken mest ediyor. Emily Wells’in film için bestelediği ” Becomes the Color ” ise yılın en iyi film şarkıları arasında yer alıyor. Indie’nin amcasıyla birlikte piyanoda düet yaptığı Philip Glass bestesi ise yarattığı gerilim ve erotizm ile filmi özetlemeye yetiyor.

Kısacası; Hollywood’un gürültülü ambiyansından uzak, iyi bir senaryo ve kurguya sahip, görüntü ve müzikleriyle büyüleyen, sıkı roller kesilen başarılı bir gizem-gerilim filmi bu.

İyi seyirler!

 

 

Seda Yıldız

' Sinema, erkek bakış açısıyla yazılmış kadın tarihidir. ' / Godard
Seda Yıldız

Bir de Buna Bakalım

Yaz Korkusu: Midsommar

Son yılların en iyi korku filmlerinden, Sundance ödüllü Hereditary’nin yönetmeni Ari Aster’ın yeni filmi Midsommar …

3 yorum

  1. Vasatın altında! Zoraki izleyebildim sonuna kadar:((

    • Yazarken de yorumladığım gibi; Hollywoodvari atmosfer dışına çıkıldığında izleyiciyi ikiye bölebiliyor bazı filmler.

  2. Benim beğenmeme nedenim aslında filmdeki durağanlık, bana fazla ağır geldi 🙁 Bir de devamı gelebilir diye bitirmişler ona sinir oldum :))))

Bir Cevap Yazın