Son Dakika!
Ana Sayfa » Dizi » Güce Tapmak: House of Cards

Güce Tapmak: House of Cards

   Beyaz Saray’da denetçi olan Francis Underwood’un güç hırsına tanıklık ettiğimiz televizyon serisi House of Cards, politika denen oyunun sahne arkasına götürüyor bizleri. -Ama unutulmamalı, bunun kendisi de bir sahne.- Francis’e karısı Claire eşlik ediyor iktidar yolunda. Bir karı koca olmaktan çok, çıkar ortaklığı onlarınki. İkisi de güç istiyor; güç de onları…

   Frank, yoksul bir semtten ve aileden gelmiş. En çok paraya ihtiyacı olduğunu düşünmesi gerekirken o bir adım öteye gidiyor: gücün paradan daha “güçlü” olduğunu anlıyor. Böylece yalnızca yoksulluktan kurtulmakla kalmıyor, tanrı dahil, onun bu yoksulluğuna neden olan ve engel olmayan herkesin ve her şeyin tepesine çıkmaya başlıyor. İtaatsizliğe tahammülü yok. Herkesi tahakküm altına almaya çalışıyor. Bire bir intikamlardan kaçınıyor. Örneğin karısı Claire’a daha üniversitedeyken tecavüz eden erkeğin kim olduğunu öğreniyor, ama karısının da yardımıyla, bu intikam hırsını o erkekten değil, genelden çıkarmak için kullanıyor. Claire ise “ideal” bir kadın. Görünce erkeklerin ağızlarının suyunu akıtan, her “erkeğin” arzuladığı bir “kadın”. Ama Claire standart kadın modeli olmaktan fazlasını istiyor. O da kocası gibi…

   House of Cards’ın başrollerinin kötü karakterler olduğu, dizinin bizlere kötülerin hikayesini anlatarak onların gözünden bakma olanağı sunduğu şeklinde yorum yapılabilir. Burada kötüyü anlamak için iyiye de bakmak gerekir. Dizi boyunca net olmasa da iyi tarafta sayılabilecekleri düşününce, herkesin kötü olduğu sonucuna varmamak güç. İyileri ve kötüleri seyretmiyoruz, “kimler daha kötü kimler daha az kötü”yü izliyoruz. Burada zirve tabi ki Underwood’ların. Ama bir an tökezleyecek olsalar, anlıyoruz ki yerlerini doldurmaya hevesli sırada çok kişi var.

   Bu karı kocanın birbirine sadakati ürkütüyor. Öyle ki başkalarıyla yaşadıkları ilişkileri birbirlerine ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Çünkü hepsi planın bir parçası ve bu iki insan da evli çift olmalarının ötesinde birer güç ortağı. Aynı çatı altında olmalarının temelinde bu ortaklık var. Mutluluk yok, sevgi yok, çocuk yok…  Bu yüzden aldatmalar da aslında aldatma değil! Ya stres atmak için bir pratik, ya da amaca hizmet edilmesini sağlayan birer taktik! Başka hayatlar ise amacın araçları. Amacı tehdit eden herkes gerekli görülürse öldürülebilir. Hamile bir anne adayı bile olsa… Ara ara bu dondurucu birlikteliğe rağmen Claire’in bütün bu vahşi savaşın içinden çıkıp farklı bir şeyler yakalamaya çalıştığını seyrediyoruz. Ama kısa sürüyor bu nöbetler. Gelip geçici, anlık heveslerin peşinde değil o. Kalıcı olmak istiyor. Sonra bir insan ömrüne sahip olduğunu hatırladığı zamanlarda, geriye ne bırakacağını içini biraz acıtana kadar düşünüyor.

   Demokrasiye de bir çift lafı var Frank’in: “Bir oy bile almadan başkan yardımcısı oldum. Bence demokrasi fazla abartılıyor” diyor. Bir anda sırf karlı diye binlerce işçi, işsiz kalıveriyor. Çevre yararına işler yapan yardım kuruluşları petrol şirketleriyle ortak çalışabiliyor. Entrikalar günlük hayatın birer parçası. Başkan bile bir kukla! Böyle bir ortamda halk, sadece kolayca manipüle edilen sayılardan ibaret. Dahası, Beyaz Saray’ın içindeki delegeler dahi öyle. Bu vahşi sahada ancak Frank gibi en vahşiler hayatta kalabiliyor. Bu sağ kalma erki bile başlı başına bir güç, fakat bu gücün hazzını ipotek altına almanın yolu en güçlü olmakta yatıyor. Belki Frank ve karısı farkında değilse de bu, güce tapmak, gücün kölesi olmak demek. Para denen tanrıyı da buyruğuna alabilen Güç tanrısının kölesi olmak… En tepede olmak dahi, güç sahibi olmak anlamına gelmiyor. Bir bakıma güç, ona sahip olmaya çalışanlara sahip oluyor, onlar aracılığıyla varlığını sürdürüyor. Frank, diğer herkese yaptığı şeylere kendini maruz bırakıyor.

   Şeytani oyunlarını oynarken herkesin içinde dönüp izleyiciyle düşüncelerini paylaşıyor Frank. İzleyiciyi sahnenin içine yerleştiriyor böylece. Bir yandan anlıyoruz ki orada yaşananlar kurmaca. Ama dizide anlatılanlar gerçeklikte olanlarla yakından ilintili. Bizi neden içeri çekiyor Frank? Kurmaca ve gerçeklik birbirine mi karışsın isteniliyor? Ki zaten bu ikisi arasında belirgin bir ayrımdan da söz etmek mümkün görünmüyor. Bunlar üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken, dizinin kapı açtığı sorular.

   American Beauty filmindeki oyunculuğunu çok beğendiğim Kevin Spacey, o filmdeki rolüne düşman bir rolle yine müthiş bir oyunculuk sergiliyor. Bayan Underwood’u canlandıran Robin Wright’ın  ise Kevin Spacey’nin önüne geçtiğini, hatta ondan rol çaldığını bile söylemek mümkün. Ve kanımızı donduran, sade dünyalarındaki kişilerle değil bizlerle de oynayan bu çiftin yaptıklarını, bu vahşi savaşı, bir çırpıda iştahla izleyiveriyoruz. Sonuçta biz de insanız…

Kadir Demiryürek

İstanbul'da doğdu, Ankara'da büyüdü. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden mezun oldu. Toplumun onayladığı hiçbir vasfa sahip değil. Hiçbir yerde çalışmıyor.
Kadir Demiryürek

Latest posts by Kadir Demiryürek (see all)

Bir de Buna Bakalım

Game of Thrones Final Sezonu İçin İlk Fragman

2017 yılından beri heyecanla beklenen dizinin 8. ve son sezonu için yayın tarihi ile birlikte …

Bir Yorum

  1. Daha etraflıca bir yazı okumak için: http://yeniyazilar.org/house-cards-siyaseti-oldurmek.html
    Bu linkteki yazıya itirazlarım şunlar:
    Bu devirde burjuva mı kaldı.. Kaldıysa da yalnızca bu ağızlarda kaldı. Dünyanın manzarası bizlere düzenin yarattığı aşırılıkların burjuvayı da bir zamanlar efendileri oldukları kölelerinden ayırt etmediğini gösteriyor artık. Yeterince aç gözlü, kana susamış bir egoist olursanız, kitlelerin lideri olabilirsiniz. Demokrasi ve fırsat eşitliği ise bunun için size oldukça fayda sağlar.
    Bir de Frank’in başarısını içten içe istemek ve bu başarı sağlanınca da tatmin olmak, ne tür bir izleyicinin, ne tür bir insanın duyumsayacağı şeylerdir? Bende böyle bir etki olmadı. Sadece abartılmış ve eksik kalmış yanları dahil, ana karakterlerin serüveninin zirveye ulaşacağını içten içe, hatta açık açık düşünüyordum o kadar.

Bir Cevap Yazın